Powered By Blogger
Audrey Hepburn etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Audrey Hepburn etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ocak 2015 Pazartesi

Moda Neden Kendini Tekrar Eder

Küçükken annemin gençlik fotoğraflarına bakmaya bayılırdım. İspanyol paça pantolonlar, kalın kemerler, kabarık etekler, deri ceketler, espadriller, kalın saç bantları, kalın gözlükler, zarf çantalar...

Modası geçti diye düşündüğüm tüm kıyafetler birer birer tekrar moda oldu ve hepsini ben de giydim. Moda  neden sürekli kendini tekrar eder ki..



Başlangıç olarak; Freud amcamıza göre; her konuda payı olan electra ve oedipus kompleksinin bu konuya da etkisi olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Kendisi der ki : “ Modanın tekrarı temel olarak Oedipus ve Electra kompleksine dayanır. Küçükken hepimiz ebeveynlerimiz gibi görünmek isteriz ve gençlik çağlarımızda da (20 yıl kadar sonra ) onların tarzını kopyalarız. Dolayısıyla her trend 20 yıl sonra kendini tekrar edecektir. ….”


Ancak merakımı detaylıca gidermek için bu konuda yazılmış birkaç tez okudum. Hepsinin ortak noktası, moda kendini yenileyerek tekrar eder, asla bir önceki versiyonu ile birebir aynı haliyle tekrar ortaya çıkmaz.

Önce modanın nasıl oluştuğuna bakalım. Temel konu modacıların ilham kaynakları. Tasarımcılar, kendilerini güncel tutmak için geçmiş tarihli fotoğraflardan, sanat eserleri ve diğer görsel sanatlardan besleniyorlar. Özellikle popüler kültür üzerinde en büyük etkisi olanlar; filmler ve diziler. Bunun için, filmdeki karakterin, insanların kendisi ile özdeşleştirebileceği biri olması kilit nokta. En güzel örneği Breakfast at Tiffany's. 1961 yapımı film, " Her kadının gardrobunda siyah bir elbisesi olması gerektiği" fikrini moda tarihine kazımış. . E bir de 50 yıl sonraki jenerasyonun -bizim- bile hayran olacağımız Audrey Hepburn'in dişiliğini hayatımıza sokmuş. Ki aslında “tarz ”dediğimiz şeyin ta kendisi.


Buradan yola çıkarak, dönem dizileri, geçmişte yaşanan olayları konu alan filmler de modanın tekararına neden oluyor. Ünlülerin, eski bir trendi, kırmızı halıda giymesi de buna benzer bir örnek olarak verilebilir.

Bir de eskimeyen modalar var. Yani aslında kendini tekrar etmekten öte, hafızalardan hiç silinmeyen tarzlar.Hippilik gibi. 1960’larda sistemi protesto den gençlerin özgürlük, sevgi ,doğa gibi kavramlar üzerine temelini attığı felsefe akımı, peşinde kendi modasını da yarattı. Yırtık kotlar, püsküllü ayakkabı ve çantalar, kovboy çizmeleri desenli bol elbiseler, tayt ve pantolonlar, geniş şapkalar ,sandaletler,mkolyeler, halhallar, geniş şapkalar, kocaman güneş gözlükleri, saç bantları, süet ve püsküllü kıyafet, ayakkabı ve çantalar,  kovboy çizmeleri. Hemen her dönemin modasında kullanılan parçalar. Çünkü felsefesinde özgürlük yatan akımın, modası da özgür. Rahat ve salaş. Dolayısıyla vazgeçilmez.

Daha global bakacak olursak da, aslında her şeyin olduğu gibi, modanın da yönünü belirleyen sermaye. Endüstrinin izlediği yolu moda da izliyor. Deri sektörü atılım yaptığında kıyafetlerimizde deri parçalar görüyoruz. Ucuz ulaşılan hammaddeler, kıyafetlerde daha çok kullanılıyor. Modanın sabit kalması tekstil sektörünün durması anlamına geldiğinden modanın devamlı olarak değişmesi ve kendini yenilemesi gerek. Tasarımcıların üretkenliğinin de bir sonu var. Geriye dönmeden, var olan akımlardan faydalanmadan sıfırdan trend üretmek çok da kolay olmasa gerek..