Powered By Blogger

26 Şubat 2015 Perşembe

Montessori Eğitimi

Bir blogger ve Montessori annesi olarak bu konuda yazmadan duramadım. Türkiye'de uzun yıllardır Montessori eğitimi veren kurumlar var ancak ismi son yıllarda duyulmaya başlandığı için çocuğu olmayan insanların bile oldukça merak ettiği bir konu olduğunu fark ettim.
Montessori Eğitimi, her çocuğun özel ve farklı olduğundan yola çıkarak, çocuğa  kendi kendine yetebilmeyi öğretmek, soyut kavramları somut materyaller ile vermek gibi prensipleri temel alan, İtalyan eğitimci Maria Montessory tarafından geliştirilmiş olan okul öncesi eğitim türüdür.
Benim şahsi kanım ilk ve ortaokulda da devam ettirilmesi gerektiği yönünde. Çünkü bizim geleneksel eğitimimizin ezbere dayalı olduğu aşikâr. Montessori eğitiminin temelinde çocuğa kavramları anlayacağı şekilde somutlaştırarak öğretmek yer alıyor ki, beni anaokulu tercihinde en çok etkileyen nedenlerin başında bu geliyor.Örnek vermek gerekirse; matematik dersinde 6x3 ü öğretirken 6 dikey, 3 yatay sıra boncuk alınarak çocuğa saydırılarak çarpma işleminin mantığı öğretiliyor. Sonra yer değiştirilerek 3x6 nın da aynı rakam olduğu anlatılıyor.
Başka bir örnek;  sayıların büyüklüğünün ve basamakların öğretilmesi için 1000 lik 100 lük 10 luk boncuk serileri kullanılıyor.
Sözel derslerde de; her haftanın ya da ayın tarihle de uyumlu olan bir konsepti var. Mesela , sonbaharda turşu ve reçel yapıyor, sonbahar gelince doğada olan değişiklikleri izliyorlar.
Maria Montessory'nin geliştirdiği modele göre, her çocuk kendine has bir bireydir ve kişisel gelişimi ona özel metotlarla, özgür bırakıldığı ortamda kendi tercihleri ile sağlanmalıdır. Ancak takdir edersiniz ki gerçek Dünya'da anaokullarında bu ortamın her çocuk için ayrı ayrı sağlanması çok olası değil.
Bazı Montessori okullarında tüm yaş grupları aynı sınıfta ders alıyor.(Gerçek Montessori eğitiminde yöntemin bu olduğu iddia ediliyor.) Ancak bizim okulumuzda her yaş grubu ayrı sınıflarda eğitim görüyor ve zaman zaman tüm yaş grupları bir araya geliyor.
Nehir henüz 39 aylık. 24 aylıkken Montessori eğitimi veren bir anaokuluna başladı. Ben sizlerle bu süreçte öğrendiklerimi paylaşacağım. Evde de uygulanabilecek öneri ve yöntemler. Asıl Montessori araçları 3 yaş üstü ders gruplarında kullanılmaya başlanıyor. Dolayısıyla aşağıda anlatacaklarım benim 3 yaş altı için tecrübelerimi içeriyor.
·                     Montessori eğitimi bu yaş aralığında özellikle küçük kas gelişimine inanılmaz önem veriyor. Bunu desteklemek için yapabilecekleriniz:
*   Oyun hamuru ile avucunu açıp kapatmasını sağlamak
*   Makas kullanımı
*   Kâğıt yırtma
*   Bezle masa sehpa silme vb el ve parmak kullanımının yoğun olduğu aktiviteler
·                     Küçük kas gelişimi yanında büyük kas gelişimi de temel hedefler arasında. Bunun nedeni büyük kas gelişiminin zihinsel gelişim ile paralel olması. Büyük kas gelişimindeki eksiklik denge sorunlarına ve ilerleyen dönemde çeşitli nörolojik ve psikolojik sorunlara neden olabiliyor. Bu nedenle denge çalışmalarının insan psikolojisindeki yerinin çok önemli olduğu vurgulanıyor.

Çocukların bu konuda gelişimini desteklemek amacı ile okulda uzun ince sopalar üzerinde cambazlık yapıyorlar.

Bize de başlangıçta scooter daha sonrada kaykay kullanmamız önerildi.

·                     Yine büyük kas ve kaba motor becerilerinin gelişimi için çocuğun hareket düzeyinin sınırlanmaması, maksimum adrenalini salgılayacağı aktivitelerde bulunmasının (tehlikeleri de göz ardı etmeden) engellenmemesi

*  Yüksek bir kaydıraktan kaymak, salıncakta hızlı sallanmak

Tırmanmak, zıplamak, atmak, çekmek gibi aktiviteler.(Okulun spor salonunda tırmanma duvarı, zıplama minderi gibi spor aletleri ile gün içinde egzersiz yaptırılıyor.)
·                     Çocuğun mümkün olduğunca kendi işini kendisinin yapması bekleniyor. (Gerekiyorsa sizin desteğiniz ile tabi)
Ayakkabısını kendisinin giymesi 

Yemeğini dökerek de olsa kendisinin yemesi (Çatal kaşık kullanımı aynı zamanda küçük kas gelişiminde de yardımcı)

Kendi yemek tabağını kaldırması (Okulda bütün çocuklar tabak ve bardaklarını masadan kaldırıp mutfağa götürüyorlar)

·                     5 duyu organının maksimum ölçüde kullanılması tavsiye ediliyor. Bunun için,

Değişik dokulara dokunması ve çıplak ayakla değişik dokuları hissetmesi

Farklı türden tatları test etmesi (Baharatlar, farklı ülkelerin yemekleri vb)

Değişik kokuların denenmesi

Kaliteli ve farklı türde müzik dinletilmesi

Farklı uyaranlar içeren görsellere dikkatinin çekilmesi

Farkı dillerde konuşarak kulak aşinalığı sağlanması
gibi önerilerde bulunulabilir.

·                     Tüm diğer çocuk eğitimi yöntemlerinde olduğu gibi bilgisayar cep telefonu ve televizyon kullanımı günde maksimum 15 dakika ile sınırlanmalı. Çünkü çocuğun dış Dünya'ya adaptasyonunu zorlaştırıyor. (Daha bilimsel açıklaması: sinir hücreleri arasındaki bağlantıyı zayıflatıyor.)

·                     Çocuğun doğa ile bağlantısının en yüksek seviyede olması hedefleniyor. Bitki ve ya hayvan bakımı gibi sorumluluklar verilmesi oldukça motive edici

·                     Özgüven gelişimi içi çok sık kalabalık topluluk önünde sunumlar yapılıyor.
·                     Çocuğun gelişimine ek olarak ailenin de Montessori konusunda bilinçlendirilmesi için toplantı yapılıyor ve velilere bilgilendirme e-mailleri gönderiliyor.

·                     Bilinenin aksine çok ağır bir disiplin söz konusu değil. Sadece çocuğun kendi işini kendisinin yapması konusunda oldukça katılar. Ancak okulda öğretmenleri devamlı olarak çocukları öperken, sarılırken görebilirsiniz. Bu da Montessori eğitiminin ‘sevgi ile büyütülen çocukların hayatlarında daha sağlıklı olduğu’ savına bağlı olarak geliştirilmiş ki geleneksel eğitimden çok da ayrıştığı söylenemez.
Eğer bu yazıyı Google’dan Ankara'da Montessori eğitimi veren okul araştırırken bulduysanız ısrarla okulun adını beklediğinizi tahmin ediyorum. Bizim okulumuz “Sihirli Bahçe Montessori Anaokulu”. Genel anlamda memnun olduğumuzu ve Nehir’e çok şey kattığını söyleyebilirim. Ankara’da okul arayışında iseniz, Montessori konusunda iddialı olan bir diğer okul da “İlk İz Yuva Montessori Okulu”.     

17 Şubat 2015 Salı

Özgecan Aslan ve "Biz"



Olayı duyduğum andan itibaren dağıldım, kabullenemiyorum, affedemiyorum. Hala deli gibi haberlere bakıyorum yarım saatte bir, Belki içimi soğutacak bir şey okurum diye. Sanki Özgecan ölmedi de , iyileşecek haberini alacağım. Katillerin yakalandığını duymak içimi rahatlatır sanmıştım. Öyle olmadı .


Bu toprakların kadınlarının ne çok travması varmış meğer. Özgecan hepimizin bilinçaltında yaşadığı korkuların ve baskıların ortaya çıkmasını sağladı. Ve ne acı ki hepimiz mağdurmuşuz. Ben kendi adıma şunu fark ettim ; asla özgür olmamışım. Hep bu korkularla kendimi kısıtlamışım. ( Yalnız taksiye binme, geç saatlerde dışarıda yalnız kalma vs) yazık ki korkularımda da haklıymışım, .Şu anda en büyük travmam kızım. Onu nasıl koruyacağımı bilemiyorum ve gerçekten gelecek konusunda endişeliyim. Bunun sosyolojik olarak hesaplanmış bir süresi var mıdır bilmiyorum ama bir toplumun belli bir konuda , bugün harekete geçse dahi düzelmesi on yıllar alır diye düşünüyorum. Bizim çocuklarımız da bizim yaşadıklarımızı yaşayacaklar korkarım ki.


Özgecan' a yapılanın tartışılacak bir yanı yok zaten ama hiçbir insanın bir diğerinin, hayatını korkularla yaşamasına sebep olmaya hakkı olmadığını anlayacak erkeklerin yüzdesi nedir sizce?

11 Şubat 2015 Çarşamba

Sıcak Şarap ve Girls' Night In


Kızsal ev organizasyonlarımın vazgeçilmezidir sıcak şarap kış aylarında.
2 ayrı tarifim var. Tariflerdeki tek fark kullanılan meyve suyu. Benim favorim mürdüm eriği suyu ile hazırlanan. Ancak her zaman hazırda bulunması kolay değil. Vişne suyu ile hazırlanan tarif de oldukça lezzetli .  Buyurunuz. 

Malzemeler  

1 su bardağı meyve suyu (Ben evde yaptığım mürdüm eriği kompostosunu kullanırım. Kompostonun içinde karanfil ve tarçın var. ) 2. Seçenek ise vişne suyu
 
1 şişe orta derecede kaliteli şarap

2 karanfil

1 kabuk tarçın

1 elma

1 portakal

1 limon  

İsterseniz 1-2 kaşık esmer şeker (Şekersiz hazırlandığında tadı oldukça buruk oluyor. ) 

Tarif çok pratik.  Eğer şeker kullanacaksanız, ilk olarak meyve suyunun içinde şekeri eritiyoruz. Meyveleri küçük küçük doğrayıp tüm malzemeleri karıştırıp ocağa koyuyoruz ve kaynatmadan (sadece ısıtarak)  altını kapatıyoruz.  

Eşliğinde de en sevdiklerimden Gogol Bordello-Alcohol  iyi gider.

Afiyet olsun.